Afyon Haber Sitesi

SEYYİT BATTAL GAZİ’NİN TÜRBESİ AFYONKARAHİSAR’DA OLABİLİR Mİ?

Fevzi KAYA**                                           Mevlüt ÜYÜMEZ***

Anadolu insanını gerek kahramanlığı gerek evliya hüviyeti ile derinden etkileyen Battal Gazi, Hz. Muhammed (sas)’in Konstantinapolis’in (İstanbul) fethi için verdiği müjdeye ulaşabilmek amacıyla VIII. yüzyılda Müslüman Arap ordularının Bizans imparatorluğu ile yaptıkları savaşlarda adını duyurmuş bir komutandır.

Türkler tarafından “Seyyit Battal” veya “Seyyit Battal Gazi” gibi isimlerle de anılan Battal Gazi’nin asıl adının Abdullah, künyesinin Ebû Yahyâ, Ebû Hüseyin veya Ebû Muhammed, babasının ise Hüseyin, Ömer yahut Amr olduğu belirtilmektedir.[1]

Süleyman Gönçer, Battal Gazi’nin Antakya’da doğduğunu, iri gövdeli ve pehlivan yapılı olduğu için Battal denildiğini, babasının Ömer bin el-Hüseyin, dedesinin ise Hüseyin Gazi adında Türk soyundan azatlı bir köle ve emir olduğunu söyler.[2]

Battal Gazi, Emevi ordularının 717-740 yıllarındaki Anadolu Seferlerine katılmış, Mesleme b. Abdülmelik’in yönettiği Bizans üzerine yapılan seferlerde, Abdülvehhâb Gazi olarak adlandırılan arkadaşı ve can dostu Abdülvehhâb b. Buth ile birlikte mücadele etmiş ve kendisini göstermiş bir kahramandır.[3]

Menkıbelerden birine göre Battal Gazi, askerleri ile Anadolu’nun içlerine kadar ilerlemiş, bir sebze bahçesine girerek bakla yemiş, ardından ishale tutulmuş, atına atlayıp yoluna devam etmiş, gözünü açtığında içerisinde kadınların bulunduğu bir manastıra gelmiş, içlerinden birisi onu atından indirerek yıkamış ve ilaç içirmiş, üç gün manastırda kalan Battal iyileşmiş, daha sonra da kendisini iyileştiren kadını eş olarak almıştır.[4]

Ahmet Yaşar Ocak, Emeviler döneminde Bizans’a karşı yapılan savaşlarda ün kazanan ve özellikle Türkler arasında büyük bir gazi-veli hüviyetiyle yüceltilerek destan kahramanı olan Battal Gazi’nin tarihi şahsiyeti ile menkıbevi şahsiyetinin kaynaklarda ve hafızalarda birbirine karıştığını, tarih içindeki birçok şahsın Endülüs’ten Orta Asya’ya kadar Müslüman milletlerin ortak değeri haline geldiğini belirterek bu kahramanın gerçek hüviyeti ile efsanevî kimliğinin birbirinden ayrı ele alınması gerektiğini ifade etmektedir.[5]

Bizans kaynağı Theophanes, Süleyman b. Hişam’ın yanında dört komutan ile birlikte 90 bin askerle Rûm ülkesine saldırıya geçtiğini, Gamr isimli komutanın hafif zırhlı 10 bin askerle aniden Anadolu topraklarına girdiğini, arkasından Malik b. Şebib ve Battal Gazi’nin 20 bin atlı ile Akroines (Afyonkarahisar) tarafına geldiğini, daha sonra da Süleyman’ın 60 bin askerle Kapadokian Tyana yakınlarına ulaştığını, ancak Malik b. Şebib ve Battal Gazi’niın kuvvetlerinin Leon ve Constantine tarafından bozguna uğratıldığını ve iki komutanın da içinde olduğu çok sayıda askerin Bizans orduları tarafından öldürüldüğünü, kaçabilen 6800 askerin ise direndiği ve Sennâde’ye (Şuhut’un Mahmut Köyü) çekilerek kurtulduklarını belirtmektedir.[6]

İbn Asâkir, Leon’un 100 bin kişilik bir ordu ile saldırıya geçtiğini, Battal’ın kalan askerlerin Sennâde’ye intikal etmesini ve şehre girerek burasının tahkim edilmesini söylediğini, öncü kuvvetler için de bir şahsı görevlendirdiğini, arkada zayıf ya da yaralı hiç kimsenin bırakılmaması emrini verdiğini belirtir. Ayrıca askerlerle birlikte Sennâde yolunu göstermek için onun da yola koyulduğunu, fakat askerlerin Sennâde’ye girdiklerinde Battal’ın ortada görünmediğini söyler. Buna göre Battal’ın savaş meydanında kaldığı anlaşılmaktadır. Ertesi gün Leon ve askerleri savaş meydanına tekrar geldiklerinde Battal ve birkaç kişi dışında Müslüman askerlerin tamamının Sennâde’ye gittiği haberini almıştır. Burada muhtemelen Leon ile Battal arasında bir görüşme oldu. Yaralarından dolayı Leon doktorlarını ona göndermek istedi ve herhangi bir ihtiyacı olup olmadığını sordu. Battal, Leon’dan kendisiyle birlikte kalan askerlerine ve daha önce emrinde olup Leon’a esir düşen askerlere kendisini kefenleyip cenaze namazının kılınmasını ve buraya defnedilmesini ayrıca yanında kalanların sağ salim gidebilmeleri için de bir yol açılmasını istedi. Bu şekilde istediği yapıldı ve Battal oraya defnedildi [7] diye ifade eder. Battal Gazi şehit olduğunda 70 yaşını geçmiş bulunuyordu.[8]

İbn Kesîr ise Battal’ın Leon’a askerlerine emrederek esir düşen Müslümanların cenaze namazlarının kılınmasını ve defnedilmesine izin verilmesi talebinde bulunmakta, ayrıca esirlerin salınmasını emrettiği, daha sonra ise şehre yönelirken ulakların Süleyman bin Hişam’ın üzerine geldiği haberini getirmesinin ardından da onun korkarak askerleri ile birlikte Konstantiniyye yolunu tuttuğunu söyler.[9]

Hamiteli coğrafyası[10] VIII. yüzyılın ilk yarısında Emeviler ile Bizans arasında bir sınır teşkil ediyordu. Nitekim İbni Saîd: “John sahili seyyahlar nezdinde meşhurdur. Buradan İskenderiye ve diğer bölgelere kereste gönderilmektedir. Üzerinde bir köprü bulunan derin Battal nehri buraya dökülmektedir. Barış olduğunda bu köprü açılır, savaş olduğunda ise kaldırılırdı. Burası Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında sınırı teşkil etmekteydi. Nispet edilen el-Battal, ise Emeviler zamanında Rumlara karşı birçok savaşta bulunan bir kimse idi. İsmi (gece sohbet meclisleri) kitaplarında zikredilmektedir ve kabri de ordadır.” [11] demektedir.

 

 1173 yılında İstanbul, İznik, Eskişehir ve Konya üzerinden Şam’a giden el-Herevî (ö. 1215), “Muhammed el-Battal’ın ülkenin hududunda bir tepenin üzerinde mezarı var” demektedir.[12] Seyitgazi’deki türbeyi bir mescitle birlikte I. Gıyadeddîn Keyhüsrev (1192-1196; 1205-1211)[13] el-Herevî’nin seyahatinden çok sonra 1208 yılında annesinin gördüğü bir rüya üzerine yaptırmıştır. Bir başka rivayete göre Çoban Baba adı ile anılan Kutluca Baba, 1202 yılında Battal Gazi’nin naaşının bulunduğu mağarayı bulmuş, durum Gıyaseddin Keyhüsrev’e bildirilmiş ve Keyhüsrev’in hanımı Ümmühan Hatun, mağaranın bulunduğu yerde Battal Gazi adına bir türbe ve mescit yaptırmıştır.[14] Görüldüğü gibi Türkiye Selçukluları döneminde bir ziyaretgâh, Osmanlılar döneminde ise büyük bir külliye haline gelecek türbe, Battal Gazi’nin şehit oluşundan yıllar sonra yaptırılmıştır.

122/ m. 740 yılında Emeviler ile Bizanslılar arasında yapılan savaşta Battal Gazi şehit olduğu gibi Müslüman-Bizans ilişkilerinde de bu savaş bir dönüm noktasıdır. Çünkü Bizans imparatorluğu kazandığı bu zaferle Emevi tehdidinden kurtulduğu gibi Bizans orduları da bir yıl sonra Malatya’ya kadar ilerleme kaydetmişlerdir.[15]

Kaynakların belirttiğine göre h. 122/ m. 740 yılında yapılan savaşta şehit düşen binlerce Müslüman askerin mezarları (büyük ihtimalle Türbe Dağı ve civarı) bu topraklardadır. Yaralı olan Malik b. Şebib, Sennâde’ye 6 km kala yolda; ruhunu teslim ederek şehit olmuş, Battal Gazi ise savaş alanında kalmış ve şehit düşmüştü. Yine Battal Gazi’nin yakın arkadaşı Malik b. Şebib’in türbesi Şuhut’un Anayurt Köyü’nde bulunduğuna göre Battal Gazi’nin türbesinin de bu bölgede olması gerekmiyor mu?     

 Şuhut-Uzunpınar, Geneli ve Göcen köyleri arasındaki Köreke Dağı 1944 yılında resmi kayıtlara Türbe Dağı olarak yazılmıştır.[16] Malik b. Şebib ile birlikte şehit düşen Battal Gazi’nin türbesinin de bu dağ yakınlarında bir yerde olma ihtimali çok yüksektir.

Çay İlçesine bağlı Çayıryazı (Geneli) Köyü’nde bulunan ve halkın “Hüseyin Dede Türbesi” diye bildiği türbe, Göcen Köyü üzerinden Anayurt’a 20 km, Şuhut’a ise 25 km uzaklıkta bulunmaktadır.[17] Battal Gazi’nin babasının adı Hüseyin, künyesi ise Ebû Hüseyin’dir. Bu Arap geleneğinde kullanılan bir durum olup Ebu Hüseyin sözü de Battal Gazi’yi ifade eden bir isimdir.

Fatih Erkoçoğlu, I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Seyitgazi’deki Battal Gazi Türbesi’ni yaptırması ile ilgili olarak; “Belki de merkezi Uluborlu olmak üzere Konya’nın batısında kalan bölgelerin hükümdarı olarak I. Gıyaseddin Keyhüsrev, ülkesinin sınırlarını batıya doğru genişletirken bu fetih faaliyetlerinde kendisine ve askerlerine manevi bir destek sağlamak için yüzyıllar öncesinde burada şehit düşen meşhur komutan Battal’ın kabrini tespit ve üzerine bir türbe yaptırarak bu coğrafyanın kalıcı olarak Müslüman yurdu haline getirilmesini hedeflemiş olmalıdır” [18] diye kanaatini belirtir.

Kanaatimize göre bir rüya üzerine Seyitgazi’ye türbe yapılması Battal Gazi’nin mezarının Malik b. Şebib türbesinin yanında veya yakınında olabileceği fikrini unutturduğu gibi zamanla Seyitgazi’deki türbe de halkımız tarafından genel kabul görmüş, resmi kurumlar tarafından da benimsenerek tescillenmiştir.[19]

Bize göre, Hamideli Derneği Başkanı Ramazan Topraklı ve arkadaşlarının da belirttikleri gibi Geneli (Çayıryazı) Köyü’nün eski yerleşim yerinde, bir höyüğün tepesindeki Hüseyin Dede Türbesi’nin Battal Gazi’nin türbesi olması[20] kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Seyitgazi’deki türbeye nazaran burası Battal Gazi’nin şehit düştüğü savaş alanına daha uygun bir konumdadır.

Ümidimiz odur ki; başta Afyonkarahisar Valiliği ve Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı olmak üzere yetkili makamların Türkiye Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddîn Keyhüsrev ve hanımı Ümmühan Hatun’un Seyitgazi için yaptıklarına benzer bir çalışmayı, yöre halkının “Hüseyin Dede Türbesi” diye bildikleri Battal Gazi Türbesi’ni şanına yakışır şekilde projelendirerek faaliyete geçirmeleri ve gelecek nesillere aktarılmasına imkân sağlamalarıdır. Şüphesiz böyle bir çalışma Afyonkarahisar inanç turizmine de büyük katkı sağlayacaktır.      

 

*Makalenin yazımında kaynak teminindeki yardımlarından dolayı Yrd. Doç. Dr. Selim Kaya, Okt. Talat Koçak ve Hüseyin Özaşkın’a teşekkürlerimizi sunarız.

** Uzm. Öğrt. Araştırmacı-Yazar.

*** Arkeolog, Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi Müdürü.

[1] Pertev Nail Boratav, “Battal” İslâm Ansiklopedisi, C. II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1979, s. 344; Meydan Larousse, Büyük Lügat ve Ansiklopedi, C. III, Meydan Yayınevi, İstanbul 1990, s. 208; Ahmet Yaşar Ocak, “Battal Gazi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C.V, İstanbul 1992, s. 204.

[2] Süleyman Gönçer, Afyon İli Tarihi, C. I, Karınca Matbaası, İzmir 1971, s. 226.

[3] Meydan Larousse, C. III, s. 208; Tarihi, Kültürü, Turizmi ve Folkloru ile Seyitgazi, Seyitgazi Kaymakamlığı Mahalli İdareler Hizmet Birliği Yayınları, Ankara 1992, s. 30.

[4] İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihâye, Büyük İslâm Tarihi, terc. Mehmet Keskin, Çağrı Yayınları, İstanbul ty. C. IX, s. 543-544; İbnü’l-Esir, El-Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, Bahar Yayınları, ty. C. V, s. 206-207; Fatih Erkoçoğlu, “Hamideli Tarihi Coğrafyası ve Battal Gazi’nin Hayatına Dair Bazı Notlar”, İlâhiyat Araştırmaları Dergisi, S. 1, Haziran 2014, s. 73.

[5] Ocak, a.g.m. s. 204-205.

[6] The Chronicle of Theophanes Confessor, Byzantine and near Eastern History (284-813), (Çeviri ve notlar Cyrıl Mango-Roger Scott), Clarendon Press, Oxford 1997, s. 571; Gönçer, a.g.e., C. I, s. 226-227; Adem Apak, “Emeviler Döneminde Anadolu’da Arap-Bizans Mücadelesi”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Bursa 2009, C. 18, S. 2, s. 118; Erkoçoğlu, a.g.m., s. 75.

[7] İbn Asakir, Tarihi Dımeşk, XXXIII, s. 406 (‘dan naklen Erkoçoğlu, s. 76)

[8] Gönçer, a.g.e., C. I, s. 226.

[9] İbn Kesir, a.g.e., C. IX, s. 545.

[10] Hamîd-İli, XIII. yüzyılın sonlarına doğru Isparta ve Burdur yöresinde kurulan Hamîdoğulları Beyliği’nin ve Osmanlı hâkimiyeti altında bir idarî bölge olan Hamîd sancağının diğer adı. TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 15, İstanbul 1997, s. 462.

[11] Erkoçoğlu, a.g.m, s. 71.

[12] Erkoçoğlu, a.g.m, s. 77; Ramazan Topraklı, Battal Gazi ve Mezarı Hakkında, Hamideli Tarih 1, Aralık 2013, s. 46.

[13] II. Kılıç Arslan’ın en küçük oğludur. Babası ülkesini eski Türk geleneğine ve hakimiyet anlayışına göre 11 oğlu arasında paylaştırmış, I. Gıyaseddin Keyhüsrev’e de Uluborlu ve Kütahya yörelerini vermişti.Keyhsrev, ilk saltanat yıllarında batıya yönelerek Denizli ile Honaz bölgelerini fethetti. 1196 yılında tahtı kardeşi Rükneddin Süleyman’a bırakmak zorunda kaldı, Bizans’a sığındı, 1205 yılında kardeşinin vefatı üzerine yeniden tahta çıktı. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, edip, şair ve alimleri himaye eder, imar, ziraat ve kültür faaliyetlerini desteklerdi. Zamanında Anadolu milletlerarası ticaret yollarının merkezi haline gelmiştir. Bkz. Tuncer Baykara, Gıyaseddin Keyhürev (1164-1211), Gazi-Şehit, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1997, s. 7-40; Selim Kaya, I. Gıyâseddin Keyhüsrev ve II. Süleymanşah Dönemi Selçuklu Tarihi (1192-1211), Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2006, s. 13-51; 97-161; Ali Sevim, “Keyhüsrev I”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 25, Ankara 2002, s. 347-349.

[14] Baykara, a.g.e, s. 70-87; Kaya, a.g.e, s. 197-198; Erkoçoğlu, a.g.m, s. 77; Yağmur Say, “Seyyid Battal Gazi Külliyesi”, Vakıf ve Kültür, ,C. I, S. I, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara 1998, s.  35.

[15] Şahin Uçar, Anadolu’da İslâm-Bizans Mücadelesi, İşaret Yayınları, İstanbul 1990, s. 123; Casim Avcı, İslâm-Bizans İlişkileri, Klasik Yayınları, İstanbul 2003, s. 85.

[16] http://www.gazete32.com.tr/isparta/hamideli-dernegi-battal-gazinin-turbesini-kesfetti.html

[17] Erkoçoğlu, a.g.m. s. 41.

[18] Erkoçoğlu, a.g.m. s. 78.

[19] Erkoçoğlu, a.g.m. s. 79; Ramazan Topraklı, Battâl Gâzî’nin Türbesi, Türbe Dağı ve Köreke Dağı, Hamideli Tarih 2, Temmuz 2015, s. 44.

[20] Ramazan Topraklı, Battâl Gâzî’nin Türbesi, Türbe Dağı ve Köreke Dağı, Hamideli Tarih 2, Temmuz 2015, s. 46. Bugün türbedeki sandukanın baş taşında “Hüseyin Efendi Türbesi” yazmaktadır. Çayıryazı Köyü’nden Ömer Ceylan 2000’li yıllarda türbeyi tamir ettirmiş, bu tamirde kitabe de yenilenmiş, ancak dede ile efendi arasındaki farkı anlamayan mermer ustası tarafından “Hüseyin Efendi Türbesi” şeklinde yazıldığı ifade edilmektedir.

 

Kaynak: Taşpınar Dergisi

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
%d blogcu bunu beğendi: